Yeni İki Kutuplu Dünya
Türkiye’nin büyük siyasilerinden birinin bir tabiri vardı, "Huhlayarak buzdağını eritmek" diye. İşte dünyada, yani Avrupa, Amerika, Türkiye’de ikinci dünya savaşından sonra ve de soğuk savaşın bitmesinden sonra özellikle de ABD Başkanı Bill Clinton döneminde, insan haklarının dünya üzerinde yerleşip yaygınlaşması için adeta "Huhlayarak buzdağları eritildi". Avrupa Birliği kriterleri, Helsinki, Kopenhag, Stokholm derken Türkiye üzerindeki yoğun hizaya getirme çabaları...
Bütün bunların Türkiye ayağında verilen çabalar. Cezaevlerinde, Güneydoğu'da, 28 Şubat sürecinde hak ihlalleri karşısında sağduyu ile yaklaşarak mesafe almak isteyenler.
Yazılar yazılıyor, konuşmalar yapılıyor, kitaplar yayınlanıyor, anlaşmalara imzalar atılıyor, örnek ülke olarak ABD gösteriliyor ve daha da ileri gidenler oluyordu.
Üstüste itina ile dizilen cam kadehlerden birinin çekilmesiyle tümünün yıkılıp tuzla buz olması gibi devrilen iki kuleden sonra her şey altüst, karmakarışık. Nedir insan hakkı, nedir barış, nerede kaldı geleceğin dünyası. Bir zamanlar Türkiye’nin eline verilen yol haritası vardı. Clinton Türkiye’ye, "Nasıl olsa 30 yıl sonra Yunanistan’la barış içinde olacaksınız, silahlanmaya bu kadar yatırım yapmaya ne gerek var!" diye tavsiyelerde bulunuyordu.
Bütün sağduyulu düşünceler unutuldu ve dünya bir anda ABD ve düşmanları diye iki kampa bölündü. Yeryüzünde her bombanın düştüğü, her insanın öldüğü yer binlerce, milyonlarca Amerika düşmanının yetiştiği tarlaya dönüştü. Baba Bush, yaptığı bir konuşmada, "Amerika’nın günahlarından" bahsettiyse de bunu oğlu Bush duymadı bile...
Medeni (!) Batı’nın verdiği silahlarla Afganlılar yıllardır birbirlerini zaten öldürüyordu. Şimdi bunu Batı kendi eliyle yapıyor ve yaptırıyor.
Daha önceki yazılarımda Türkiye’deki insan hakları ihlallerine örnek olsun diye, "ABD’nin İllinois Eyaleti Milford şehrinin Belediye Başkanı James Cook, bir köpek yavrusunu kürekle öldürünce başkanlıktan istifa etmek zorunda kaldı" şeklindeki bir gazete haberini alıntılamıştım yazıma.
Şimdi Herat, Mezarı Şerif, Celâlabat, Kabil ve Kandahar’ı izledikçe yukarıdaki örnek ne kadar komik ve anlamsız kalıyor.
"İnsanın şuuru uçurumların önünde uyanır" diye bir söz vardı. Şimdi değil uyanmak, tüm dünya geldiğimiz uçurumun önünde gözlerini kapatıyor.
Sonuç itibarıyla Amerika bir bahaneyle Afganistan’da yaptıklarını yapmaya devam ederse, İsrail’e şartsız sınırsız destek vermeyi sürdürürse dünyada tarlalardan ot biter gibi düşman yetiştirecektir.
Ölmekten başka kaybedecek bir şeyi olmayan milyonlarca insanın ölümden korkarak, ‘terör’den vazgeçeceğini düşünenler yanılmaya devam edecektir.
Büyük İskender Afganistan’a kadar yaptığı seferde denizde bir korsana rastgelir.
Korsanı huzuruna getirirler, hesaba çeker Büyük İmparator. Ve azarlayarak sorar korsana:
"Niçin korsanlık yapıyorsun?"
Korsanın cevabı şöyledir:
"Yaptığım iş seninkiyle aynı. Fakat benim büyük gemilerim ve ordum olmadığı için ben korsanım, sen imparator."
2001