Türkiye'nin Orta Yeri
Geçmişle geleceği bir arada düşünme ve tartışma ortamını kaybedeli, artık sorunlarımızı tartışıp ortaya koyamıyoruz. Ve de itiraf mekanizmamızı çalıştıramıyoruz. Böyle olunca da kördüğüm halinde devlet organları ve ekonomik darboğaz içinde debelenen ülke ve bunun önüne konulan çözüm faturaları:
Biraz gücümüze gidiyor doğrusu dayatılanlar. Bugün halkın ve ülkenin sorumlu kişilerinin de kafası karışmış durumdadır.
Türkiye aylardır Kürtçe, idam, 312 - 159, Kuzey Irak tartışmaları etrafında dolap beygiri gibi gözü kapalı dönüp duruyor. Fakat kuyuda su kalmadı fark edemiyoruz.
Türkiye imparatorluk sermayesinin farkında olmadan kendisini misâk-ı milli’ye hapsederek ve “dünyaya açılalım mı, açılmayalım mı” sorularıyla ne yardan, ne serden geçemeden gidiyor.
Ülke geleceğini omuzlarına alan mekanizmalar için karar vermek çok zordur. Çünkü önemli bir dünya parçasının üzerinde yüzyıllardır oyunlar oynanmış ve tarih yazılmıştır. “Öyle yapılmayıp böyle yapılsaydı” demek tarihi ve geleceğimizi kurtarmıyor.Şimdi hemen kendimiz olarak karar vermek bizim geleceğimizi kurtaracaktır. Geleceğimiz üzerinde söz hakkı ve karar verici olanlar, Türkiye’nin en çok tirajlı gazeteleri ile kamuoyuna yönelik psikolojik hareket yayınlarına girmeden ya da milliyetçilik ve bağımsızlık kavramlarını suiistimal etmeden davranmalı, bölücülerden, ajanlardan bahsederek toplumsal talepleri ve bireysel hak ve özgürlükleri kısma fırsatı olarak görmemelidir.
Durumumuzu, devraldığımız mirasımızla birlikte değerlendirebilirsek, toplumsal talepleri de karşılama güç ve cesaretini ülke olarak buluruz. Bizimle birlikte doğup büyüyen, aynı haklara sahip olduğumuz insanların ana dillerini öğrenmelerinin bize değil zararı, katacağı çok şey vardır.
Kendi yetiştirdiğimiz değerlerin 312 - 159. maddeler ile susturulmaları, hapse atılmaları belki günü kurtarma açısından birkaç kişinin siyasi hesabına uygun olabilir ama ülke geleceği açısından ne kadar acı ve zararlı olacağının tahmini bile güçtür.
Milliyet’ten Tuncay Özkan’ın yazdıklarına bir bakın: "Hukukumuz can çekişiyor. Ahlâkımız, kültürümüz gibi paramparça. Sosyal ve siyasal kurumlarımızdaki tıkanma artık toplumsal yapımızı olumsuz yönde değiştiriyor... Yoksulun öfke dolu sessizliği, zenginin alaturka bencil kapitalizmi, bürokratla siyasetçinin oligarşisi bizim düzenimizin ta kendisi değil mi? Öyle bir devlet düşünün ki vergi düzenini, para sistemini, askeri gelişimini dışarıdan etkilerle şekillendirip sürdürsün. Ekonomik çözüm diye sadece vergi dayatsın. IMF ne istiyorsa ona göre davransın."
"Önümüze dayatılan Ortadoğu ve Kafkasya seçeneklerini unutup idam ve Kürtçe öğretimi konularında olduğumuz yerde dönüp duruyoruz. Ben bir Türk’üm, Türkiyeli’yim ülkeme, ulusuma bağlıyım. Benim ne idam edilmek istenen Abdullah Öcalan’dan, ne de öğretilmek istenen Kürtçeden en küçük bir korkum yok." "Türkçe ve Türk kültürü noktasında daha kaygılıyım. Türkiye’de hangimiz çocuklarımızı İngilizce ve diğer dillerin boyunduruğundan kurtarabiliyor ki? Kürtler çocuklarına İngilizce veya Türkçe yerine Kürtçe mi öğretmek isteyecekler?"
Bir de Star’da yazan Ali Şen’i okuyalım: "Yasaklarla bir yerlere varılacağını sanmıyorum. Evde konuştukları lisanı okulda okuyamayanlar sistemi hiçbir zaman kabul etmezler. En azından içlerinden öyle davranırlar... ABD Kürdistan’ı iki yıl evvel kurdu. Halka açık konuşmak mı iyi, yoksa bugüne kadar olduğu gibi gerçekleri saklamak mı? Türkiye’yi yönetenler artık halktan gerçekleri saklamasınlar."
Türkiye’nin sıkıntısı kendi göbeğini kendisinin kesememesinden kaynaklanmaktadır. Evet her dili konuşanı kendi vatandaşı bilip, her düşünceyi taşıyanı kendi değeri olarak kabul edip, idam etmek istediği vatandaşını bağışlayarak siyasi düşüncesinden dolayı cezalandırmak istediği değerlerini cezalandırmaktan vazgeçmekten başka yolu yoktur. Yoksa bütün sorunlarını dışarıdan dayatılarak çözmeye zorlanmak gibi bir durumla karşı karşıyadır. Öyleyse ülkeyi yöneten söz sahibi olanların bu ülke sorumluluğunu taşımak gibi bir değeri hak edip etmedikleri ortaya çıkacaktır. Sorunlar Türkiye’nin orta yerinde duruyor. Çözüm bekliyor.
Kendimiz için hemen, şimdi.
2002