Türkiye AB Fonlarından Yararlanmalı
AB, üye ülkelerin yanı sıra aday ülkeler arasındaki bölgesel gelişme farklılıklarını ve dengesizliklerini azaltmak amacıyla da programlar uygulanmasını öngörmektedir. AB düzeyinde sürdürülebilir gelişmenin gerçekleştirilmesi için bölgeler oluşturulmaktadır. Bu gelişimin en önemli unsuru da hızla yükselen "yerelleşme" olgusudur. Katı merkeziyetçi bir yönetim yapısından şeffaf ve katılımcı demokrasiye geçişle birlikte yerinden yönetim tarzının Avrupa’da güçlenmesi de AB içinde bölgesel politikanın önemini artırmaktadır.
Bölgesel gelişmedeki fark ve dengesizlikleri en aza indirmek ve yatırım ve kaynakların adil dağılımını gerçekleştirmek için bölgesel politikalar geliştirmek gerektiğini AB söylemektedir.
14 Nisan 2003 tarihinde kabul edilen katılım ortaklığı belgesinin "üyelikten kaynaklanan yükümlülükleri üstlenebilme yeteneği" başlığı altındaki bölümlerden birisi de "Bölgesel politika ve yapısal araçların koordinasyonudur"
Yani "Ulusal Kalkınma Planı ve NUTS 2 düzeyinde bölgesel kalkınma planları hazırlanmak sûretiyle, bölgesel farklılıkları azaltmayı amaçlayan bir ulusal ekonomik ve sosyal uyum politikasının geliştirilmesi, yasal çerçevenin kabûlü, bölgelere yönelik kamu yatırımlarının kriterlerinin belirlenmesi, bölgesel kalkınmayı gerçekleştirecek idari yapıların güçlendirilmesi"dir.
NUTS (İstatistiki Bölgesel Birimler Sınıflandırması) haritalarının ikincisine göre Türkiye çeşitli alt bölgelere ayrılıyor.
AB üye ülkelerdeki bögeler ve değişik sosyal gruplar arasındaki eşitsizliği ve dengesizliği azaltmak için ekonomik ve sosyal sorunların çözümüne finansman sağlamaya yönelik 4 yapısal fon geliştirmiştir.
Bu 4 yapısal fona 2000-2006 yılları için AB bütçesinden toplam 195 milyar Euro ayrılmıştır.
Bu fonların yanısıra 4 tane de AB Topluluk Girişimi fonu bulunmaktadır.
AB, Orta ve Doğu Avrupa’daki 10 aday ülkenin, katılım tarihlerine kadar üç mali yardım programından fon almasına karar vermiştir.
Şimdi Türkiye AB üyesi olmadığı için yapısal fonlardan, Orta ve Doğu Avrupa ülkesi olmadığı için de diğer mali yardımlardan yararlanamamaktadır.
Oysa Avrupa Komisyonu’nun 1999’daki Türkiye İlerleme Raporu’nda "Tüm aday ülkeler arasında en ciddi bölgesel sorunlar yaşamakta olan ülke Türkiye’dir" değerlendirmesi yapılmıştır. Raporda, Türkiye’nin diğer aday ülkelerin aksine uzun yıllardır bölgesel politika uyguladığı, ancak bu politikanın bir merkezi planlama sistemi çerçevesinde gerçekleştiği ve "Bu nedenle, bölgesel boyut, kamu yatırım bütçesinin öncelikleri açıkça dikkate alınmamaktadır." tespiti yapılmıştır.
AB’nin aday ve üye ülkelere kullandırdığı fonlardan çeşitli nedenlerle yararlanamayan Türkiye’nin bir an önce bu nedenleri ortadan kaldırıp var olan yönetim yapısını ve planlama anlayışını yeniden gözden geçirmelidir. DPT’nin bölgesel kalkınma planlarını yapıp uygulama aşamasına getirmesinin sağlanması ülke yararına olacaktır.
2003