Siyasetin Anlamı Yada Anlamsızlığı Üzerine

Siyasetin Anlamı Yada Anlamsızlığı Üzerine

Bu ülkede yaşayıp siyasi olayları yorumlamaktan daha zor bir şey olduğunu sanmıyorum. Çünkü yapılan işlerin ne anlama ya da anlamsızlığa geldiğini bilemiyoruz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışıp yeni yasalar çıkarıyor. Ama bu yasaların kimin işine yaradığını henüz anlamış değiliz.
RTÜK yasasının Avrupa Birliği normlarına aykırı olduğunu Avrupa Birliği yetkilileri ifade ettiği halde, Avrupa Birliği adayı olma arzusunda olan bir ülkenin yasama meclisi bu yasayı sorgusuz sualsiz çıkarıyor. Üstelik baskılar uygulayarak.
Sabahlara kadar çalışarak uyum yasaları çıkaran parlamento niçin şimdi kalkıp uyumsuzluk yasası çıkarıyor? Bunu nasıl yorumlayalım dersiniz?
Sonra RTÜK yasasıyla aynı zamanda ele alınan "cumhurbaşkanının yetkilerinin kısıtlanması" önerisine ne dersiniz? Birbirleriyle bağlantılı mıdır?
Bir de kimsenin sahip çıkmadığı bir Af Yasası var ki sormayın gitsin! Hep birlikte affı kotarıyorlar, sonra hepsi birden "hazımsızlık" çekiyor.
Bütün bunların "bin yıl devam edecek olan" 28 Şubat’ın devamı olduğunu biliyoruz. Ama yapılan işlerde bir hukuk mantığı, bir silsile, dahası bir "erkeklik" olmalı değil mi?
Türkiye’de hukukun yok sayıldığı bir siyaset anlayışı yerleşmiş bulunuyor. Bu yanlış anlayışı yerleştirebilmek için en gerekli unsur olarak medya kullanılıyor. O da daha şimdiden tehdit ve tetikçiliğini gerçekleştirmeye başlamış durumda.
Yeni RTÜK yasası daha yürürlüğe girmemişken internette yayın yapan, Bilgi Üniversitesi’ne ait “medyakronik.com” sitesinin bazı hukuksuzlukların üzerine gitmesinden dolayı Üniversite’ye baskı yapılarak kapattırılmış olması, yeni RTÜK yasasının ülkemiz için tam bir felâket olduğunu anlamamız için yeter de artar bile...
Siyasetin milletten beslenmediği bir dönemdeyiz. Onun için siyaset kurumu milletin isteklerini dikkate almıyor. Siyasetçiler içeride birbirleriyle mücadele ederken de siyaset kurumunun gerektirdiklerinin yerine siyasetdışı güçleri devreye sokarak siyasi ikbal kazanma peşinde koşuyorlar. Her birinin dayandığı bir güç odağı var. Bir güç odağına dayanmadan siyaset yapmaya kalkan olursa da piyasaya hemen bir "kaset" sürülüyor.
Onlar piyasaya kaset sürerken halkın "piyasası"nda nelerin olduğu kimin umurunda?
Sürdürülen hukuksuz demokrasi (!) sebebiyle 5 yılda ülkenin ne hale geldiğini hep beraber görüyoruz...
Kendilerini yeterince hür hissetmeyen toplumlar üretemiyorlar.
Milli hassasiyet gerektiren konulara bigâne kalıyorlar.
Milletini arkasına alamayan bir ülke hiçbir krizi atlatamaz.
Şimdiye kadar hislerine bir nebze olsun tercüman olduğu ezilmiş insanlara artık seslerini duyuracakları bir mikrofonu da kalmayacak medyanın.
Osmanlı İmparatorluğu’nun en sancılı dönemlerinde, 18. Yüzyıl’ın sonu ve 19. Yüzyıl’ın başında yaşayan Halet Efendi hakkında söylenilen bir beyit, sanırım bugüne de ışık tutar nitelikte:
"Ne kendi eyledi rahat, ne halka verdi huzur
Yıkıldı gitti cihandan, dayansın ehl-i kubûr."

2002


 
Ziyaretçi defterine mesaj bırakmak için tıklayınız