Savaşa Taraf Olmayan Hükümete Açık Uyarı!

Savaşa Taraf Olmayan Hükümete Açık Uyarı!

8 Ocak’ta gazetecilere verilen Genelkurmay Resepsiyonu’nda, Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök’ün hükümete yönelik açıklamalarını bizim basın gene "mütareke basını" gibi karşıladı.
Bazı gazeteler "muhtıra gibi", "askerden ağır uyarı" şeklinde manşetler attı. Kimi köşe yazarları da açıklamalara büyük destek verdi. Daha doğrusu, ‘irtica’ konusu önlerine gelince "gazeteciliği unutun, irticaya bakın" uyarılarına uygun manşetler atıp yazılar kaleme aldılar.
Akredite basın mensuplarının davet edildiği resepsiyonda bulunanlardan sadece Akşam Gazetesi’nden Zülfikâr Doğan, istenilenin dışında bir değerlendirme yazısı yazabildi. Hem de "Çalışan gazeteciler, bölüşen gazeteciler, muhtıracı gazeteciler" gibi, tam da görüntüyü yansıtan bir başlıkla...
Kokteylde yapılan açıklamalara Başbakan Abdullah Gül’ün "Görevimin, yetki ve sorumluluklarımın bilincindeyim. Neyi, nerede, hangi zeminde konuşacağımı bilirim. Böyle konuları basın aracılığıyla tartışmam" şeklindeki yaklaşımı ciddi devlet adamlığı kimliğine uygundu. Anlayana ve cevap arayana ‘tokat gibi bir cevap’tı. Ve bunların ne anlama geldiğini bildiği izlenimini vermesi bakımından da dikkat çekiciydi. Çok açık ki, eğer basınının aktardıklarına ya da Org. Özkök’ün ‘uyarı metnine’ takılıp kalırsak sonuca ulaşamayız.
Türkiye’nin ekonomik sıkıntıları, Kıbrıs sorunu, Irak’a yönelik savaş tehlikesi varken 8 Ocak’ta gündeme sokulmaya çalışılan açıklamalar anlaşılır gibi değil. Üstelik Yüksek Askeri Şûra’nın üzerinden bir hayli zaman geçmişken, Genelkurmay Başkanı Org. Özkök’ün ‘şerh’in yol açtığı rahatsızlığı bir ‘irtica sorunu’ şeklinde sunmasını anlayabilen beri gelsin!
YAŞ’ın iki sivil üyesi, Başbakan Gül ve Milli Savunma Bakanı Gönül hiçbir mesaj kaygısı taşımadan, ordunun iç disiplinini bozmayacak demokratik endişelerle şerh düşmüşlerdi. Ve bu şerhi basına da sızdırmamışlardı. Şerhten 3 gün sonra bu olay basına yansıdı.
Herkes çok iyi biliyor ki, Başbakan Gül ve Milli Savunma Bakanı Gönül bulundukları mevkiinin bilincinde ve diyaloğu ön planda tutan kişilerdir. Bu yüzden de ‘irtica’ kavramıyla hedef alınacak kişiler değillerdir...
Ayrıca, askerlerin sürekli her konunun bir konuşma yeri olduğunu söylediklerini ve “siyasilerin ulu orta her şeyi, her yerde konuşmalarından” şikâyet ettiklerini de biliyoruz.
O halde ortaya çıkan bu durumu nasıl değerlendireceğiz?
İsterseniz bu noktada Gazeteci Fehmi Koru’ya kulak verelim.
"Öyleyse" diyor Koru 10 Ocak tarihli yazısında, "şerh konusunu medya patronlarının davetli olduğu bir resepsiyona taşımanın ve gazete manşetlerine tırmandırmanın ‘rasyoneli’ ne olabilir?"
"Özellikle de şu sırada."
"Türkiye’nin sınırları ABD’nin Irak’a açacağı savaş yüzünden sımsıcak. Washington Türkiye’yi de kendi yanında savaşın içine çekmek için olağanüstü gayret gösteriyor. Hükümet, ihtilâfı barışçı yoldan çözmeye ve ülkeyi en az zararla bu badireden çıkarmaya çalışıyor. Askerle siyasi iktidarın en yakın durmaları, yakın değillerse bile yakın oldukları gösterisinde bulunmaları gereken günlerden geçiyoruz. Org. Özkök’ün çıkışı bu bakımdan da sorunlu."
Yoksa, Org. Özkök’ün açıklamaları doğrultusunda basında kopartılan irtica yaygaraları, Irak’a yönelik savaşa taraf olmayan hükümete açık bir uyarı mı?
Türkiye, ‘Savaştan sonra Beyaz Saray’ın telefonlarının hep meşgûl çalacağı’ tehdidine pabuç bırakacak mı?

2002


 
Ziyaretçi defterine mesaj bırakmak için tıklayınız