Film Gibi

Film Gibi

Bazı sinema filmleri vardır. Filmin başında aşıklar birbirine kavuşur, mutluluktan uçar herkes. Ama seyirci bilir ki birazdan bir şeyler olacaktır.
Avupa Birliği müktesebatının üstlenilmesi için Türkiye Ulusal Programı TBMM’de görüşüldü. Uyum yasaları 6. Paket olarak geçti. 7. Paket yolda, kısa zamanda geçecek Yasal olarak, iki yıl gibi kısa bir zaman sonra AB ailesinin “bir üyesi gibi” oluyoruz. Uygulama olarak belki zaman alacak ve başladığımız takdirde de müzakereler bir on yıl devam edecek.
AB takvimine 1952’den beri şöyle bir bakarsak, ne biz ülke olarak bu kadar yaklaştık, ne de onlar bize böylesine sıcak baktı. Ama şimdi öyle bir bahar mevsimi var ki, adeta daha öncesinde AB’ye alınacakmış gibiyiz. Bir zamanlar ABD Başkanı Bill Clinton Türkiye’ye geldiğinde bize bir yol haritası vermişti. O haritada silahsız dünya barışına gidiyorduk. Bütün dünya ülkelerinin insanları bir umut bulmuştu onun sözlerinde ve eylemlerinde.
Ama ABD’ye yeni bir başkan seçildi, ikiz kuleler yıkıldı, Afganistan, Irak, İran derken ülkeler sıraya dizildi. ABD’nin artık özgürlük dağıtan ve özgürlük vaad eden ülke olduğuna kimse inanmıyor. Türk kamuoyundaki yaygın kanaat, ABD’nin bir tehdit olduğu ve oluşturduğudur. Bir özgürlük abidesi ve umudu olan ABD, 11 Eylül’deki iki uçak saldırısıyla alt üst oldu. Tıpkı cam bardaklardan yapılan kule gibi, alttan bir bardak çekiyorsunuz koca bardak kulesi şangır diye devriliyor. Bütün umutlarla beraber…
Şimdi topyekûn toplum olarak geçmişimizdeki işkenceleri, hak hukuk ihlâllerini, terör suçlarını, zabıtları, tutanakları temizlemeye çalışırken, ekonomik batmışlığımızı, hırsızlıkları, hortumlamaları bir daha gelmemek üzere gönderirken; AB ailesinin yasal bir üyesi olma yolunda adımlar atarken; içeriden veya dışarıdan 11 Eylül misali bir sabotaj olur mu?
‘Filmin başındaki mutluluk bozulur mu?’ diye inanın aklımdan geçmiyor değil. Korkuyorum. Ya da Avrupa’da AB yönetimine yeni birileri gelip her şeyi alt üst edebilir mi?
Çünkü bugünlerde ülkeyi “iki dudak arasında” idare etmeye alışmış zevatla bizi Avrupa’nın dışına itmeye çalışan Avrupalılar boş durmaz diye kötü kötü düşünceler geçiyor aklımdan.
"AB, siyasal ve ekonomik kriterler toplamının çok ötesinde, insanoğlunun mutluluğu üzerine ve onun neredeyse her anını içeren tüm yaşamını yeniden düzenleyen, niteliğini ve kalitesini yükselten, sanayi sonrası toplum anlayışına uygun hale getiren büyük bir dönemeç."
"Türkiye’nin AB planı üyelik süreci demek, devletten bireye, merkezden çevreye tek seslilikten çoğulculuğa geçiş demektir."
Türkiye’de tüm kurumların da zihniyeti bu yönde değişecek. Mevzuatın söylediğini de uygulamacı da böyle anlayacak.
Kolay değil.
Film gibi.

2003


 
Ziyaretçi defterine mesaj bırakmak için tıklayınız