Derviş'ten Önce, Derviş'ten Sonra
Adına globalleşme dedikleri yeryüzünün yeni idare ve paylaşım şeklinde, artık eski kuralların bir kısmı yeni üretim şekilleriyle mecburen çöpe atılmış oldu.
Daha açıkçası gelişmiş ülkeler yeni üretim şekilleriyle birlikte kendilerine yeni pazarlar oluşturmak durumundalar. Öyleyse yeni ürettikleri ‘şey’ler nedir? Bilgi çağında bilgi ve elektroniğe dayalı bir sanayi geliştiğine göre, bu sanayiye pazar gerekir. Bu pazarın büyük çoğunluğu eski tabirle “üçüncü dünya” dedikleri ülkelerdir.
Bu ülkelerin de, pazar olabilmeleri için gelir ve refah düzeylerinin yükseltilmesi gerekir. İşte Türkiye bu ülkelerden birisidir.
Fakat işin şu kısmını göz ardı etmeden değerlendiremeyiz: Türkiye’deki ekonomik krizin nev’i nedir? Yani Türkiye’de ekonomi çökerse, Türk halkı fakir düşerse bu durum dünyayı ya da diğer pazarları nasıl etkiler?
Bizim kanaatimiz Batı’nın şu anda almış olduğu mevcut pozisyona göre, Türkiye’deki krizden etkilenecek kimse yoktur. Yani biz tamamen kendimiz edip kendimiz bulmaktayız. Bizim krizimiz, bizden kaynaklanmaktadır.
Bu ne demektir? Bunun açılımı nedir? Bizim krizden etkilenen hiçbir ülke olmadığına göre, bu krizin aslı ekonomik değildir. Yani, sonuçta bir ekonomik kriz karşısındayız, ama asıl sorun siyasidir. Dört yıldan beri tabii olmayan ve tabii olmadığı kadar, sun’i olarak da pompalanan bir siyasi iktidar krizi vardır.
“Bunlar görünüşte iktidar, ama gerçekte bir takım yerlerden emir alarak ve oraların yardımıyla ayakta durup işi yapıyor görünen iktidar" kanaati hakimdir toplumda.
Hiçbir ülkede uzaktan kumanda siyaset yürümez. Siyasetin yürümediği yerde ekonomik istikrar programı uygulanamaz.
Kasım krizinden on gün önce bir gazetenin baş sayfasında iş dünyası temsilcileri, "Artık on yıl önümüzü görebiliyoruz" diyorsa, bu, "On gün sonrasını göremiyorsun" demektir.
Ne olursa olsun, Türkiye’de siyasi bir kriz ve buna bağlı olarak ekonomik çöküş mevcuttur.
Bunu artık mevcut ortaklardan kurulu iktidarın düzeltemeyeceği açık olduğu için Amerika’dan ithal Kemal Derviş gelmiştir yeni programın başına.
Bizim iktidardan hortumlanan basınımız, yine aynı iyimserliğe kapılıp kamuoyunu yanıltmaya çalışmaktadır. Sanki Kemal Derviş’in elinde sihirli bir değnek var, Amerika’da paraları var, alıp getirecek, sonra da hemen her şey güllük gülistanlık olacak.
Yok öyle bir şey dünyada. Yıllardır bozup harabeye çevirdikleri Türk ekonomisi üç günde düzelmez. Sonra, artık Türk halkının güven oyunu kaybeden bu iktidar başta olduğu sürece Türkiye daha da kötüye gidecektir.
Yazının başına dönersek; gelişmiş ülkelerin pazarıyız ama tek başımıza bir krize girmişsek o kadar da umurlarında değiliz. Eğer bir düzelme gerekiyorsa bu önce siyasette yeni oluşumlarla olacaktır. Ekonomik iktidar ondan sonra gelecektir.
Siyasi krizden çıkmak için henüz erken sayılır, fakat düğmeye basılmıştır. Dünyanın gidiş istikametinin ve Türk halkının beklentilerinin gerisine düşmüş olan Türk siyaseti artık silkinip safralarını atmak zorundadır.
Artık Derviş’ten önceye dönüş yoktur, sonrası nasıl olacak, sabredip göreceğiz...
2001