Amansız Takip

Amansız Takip

Türkiye’nin gündemi başdöndürücü bir hızla değişirken ayda bir neyi yakalayabilirsek onu yazıyoruz. Bir ay süren dünya kupası maçlarını böylece ıskalamış oluyoruz. Halbuki kupa vesilesiyle futbolun sadece futbol olmadığını, yalnızca görünen kısmıyla, yani 11+11 kişiyle oynanmadığını, Türkiye’deki futbolu da yazıp konuşacaktık. Ama şimdi akış hızlandı, bunu geçiyoruz...
Sonra Avrupa Birliği içinde bir Türkiye yerine, Ortadoğu’da İsrail’in "stratejik ortağı" olacak ve Irak’a ve diğer Ortadoğu ülkelerine ilişkin Amerikan harekâtında bir "Amerikan Askeri Üssü" halinde işlev görecek bir Türkiye’den yana olanları ve Avrupa Birliği’ne karşı çıkanları anlatamadık.
Hatta "Amerika’nın başında son derece dar görüşlü, küstah ve azgınlaşmış bir yönetimin bulunması"ndan bahseden ve bundan duyulan rahatsızlıkları anlatan Cengiz Çandar’dan da bir şeyler yazamadık.
Bilderberg yazılarını keyifle okuduğumuz Taha Kıvanç’ın tespitlerini bile köşemize alamadık.
Bütün bunların yanında siyasi, ekonomik ve toplumsal hayat öyle hızlı akıyor ki bu sıra siyaset, diğerleriyle arayı epey açtı.
"Seçim olur mu?" sorularına, "Derviş’i takip edin, kendisi bir siyasi partiye ‘intisap ettiğinde’ seçim yakındır" diye cevap veriyordum. Bu hemen hemen oldu. Daha ileri de gidildi. Ama seçime böyle gündüz gözüyle gitmeyecekleri kesindi. Bir operasyon gerekiyordu. İktidarı elinde tutan 3 partinin toplam oyu yüzde 12 civarında görünürken ellerini kollarını sallayarak seçime gitmeleri bir intihar olmaz mıydı?
Gereken operasyonun ilk ayağı yürürlüğe kondu. Bu, belki başka şekliyle düşünülüyor olabilirdi, ama alelacele böyle oldu. Operasyonun arkasındaki basın - medya ve entellektüel desteğini görüyorsunuz. Adeta Türkiye’nin ufkuna "yeni bir parti doğdu": Yeni Türkiye. Lideri de Kayserili ya (!), doğrusu iyi boya vurdular!
İyi işleyen demokrasilerde muhalefet vardır. Bu işi beceremeyen iktidarlar gider, yerlerini muhalefete bırakırlar. Krizler de böyle aşılır. Fakat Türkiye’de beceriksiz iktidarın alternatifini, ülke için çok acı olsa da, iktidar içinden çıkarmaya çalışıyorlar. Bu 28 Şubat’ın getirmiş olduğu halksız siyaset anlayışının bir uzantısıdır. Milliyet Gazetesi’nden Güngör Uras, İsmail Cem’i şöyle uyarıyor: "İstanbul’da bir köşkten bir yalıya dolanarak iş çevrelerine yaranma, onlardan alacağın talimata göre politika belirleme yanlışına sakın düşmeyin, İstanbul Türkiye değil..." Cem de bu akla uyarak Kayseri’ye gidiyor. Sonrası malûm! İşte ülkede hızla devam eden siyasi hayatın operasyonlar kısmı başlamıştır. Öyle veya böyle bir seçime gitmeye mecbur olan bir ülkede, bu ülke Türkiye ise, bu tür oyunların devamını beklememiz gerekiyor. İlk ayağı DSP’yi diriltme harekâtıydı. Doğum yaparken anne ölse de!
Şimdi seçimden kaçış yok. Sonrasını, bundan sonrasını, ikinci, üçüncü ayaklarını bekleyelim. Halkın korku ve tedirginlik veren senaryolara değil, sağduyulu önderlere, liderlere ihtiyacı var. Onlar halkın huzuruna çıktıkları anda fark ediliyorlar. Öyleyse herkes karşı tarafı tahrip etmeye değil, kendi tarafını yükseltmeye çalışırsa toplumsal barış kendiliğinden tesis edilir.

2002


 
Ziyaretçi defterine mesaj bırakmak için tıklayınız